9 Eylül 2011 Cuma

Juventus Yeni Stadına Kavuştu

İtalya Serie A'nın dev kulüplerinden Juventus dün gece itibariyle yeni stadının açılışını yaptı.Juventus'un yeni evi adıyla anılan stadın yapımına 2006'da başlandı ve tam 120 milyon euro'ya mal oldu.

41.000 kişilik oturma kapasitesi olan stadyumun içinde ayrıca 8 restoran ve 21 bar da bulunuyor.Stat açılışında müthiş havai fişek gösterileri yapılırken ayrıca Juventus tarihinden başarılar seyirciye gösterildi.Juventus başkanı Andrea Agnelli stat içinde hazırlanan dev kurdeleyi Torino belediye başkanıyla kesti.

Juventus'un yeni stadında tribünlerle saha arası İngiltere'deki stadyumlara göre yapılmış.Bu da genelde tribünle saha arasında mesafeler olan İtalya için yeni bir deneyim olacak.Juventus bakalım yeni stadıyla özlediği şampiyonluklara geri dönebilecek mi?

İşte Juventus'un yeni stat açılışından kareler...




8 Eylül 2011 Perşembe

Ömer Aşık ve Makas Olayı


Birkaç gündür evde pek vakit geçiremediğimden bu olay gözümden kaçmış.Şans eseri gördüm dünkü Türkiye-Fransa maçının öncesinde ısınma anında Ömer Aşık smaç basarken potadan makas düşmüş.

Çok tehlikeli ve inanılmaz bir olay.Allah'tan makas kimseye gelmemiş.Milli Takım menajeri Harun Erdenay da olayı doğrulamış.Makası yetkililerin unuttuğu ve kendilerinden özür dilediğini makasın potanın arka kısmına düştüğünü söylemiş.Böyle bir ihmalkarlık olacak şey değil.Allah korusun makas birine gelseydi çok ciddi sonuçlar çıkabilirdi.O yüzden bu konuda zaten organizasyonda sıkıntılar yaşayan Litvanya'ya ceza gelmesi gerekli.Gerçekten Allah korumuş Ömer'i.

Beşiktaş Deron Williams'a Kavuştu

Beşiktaş Nba'den transfer ettiği süperyıldızı Deron Williams'a kavuştu.Dün gelmesi beklenen Williams'ın pasaportta yaşanan aksaklıklardan dolayı gelişinin ertelendiği ve bugün geleceği açıklanmıştı.Williams ve ailesi Atatürk Havalimanı'na indi.

Williams'ın oldukça mutlu olduğu gözüküyordu.O da yaptığı açıklamada ''İstanbul'a ilk defa geliyorum. Türk basketbolu hakkında biraz bilgim var. NBA'de oynayan Mehmet Okur'u 6 yıldan beri tanıyorum. O bana Türkiye, İstanbul, Beşiktaş ve Türk basketbolu hakkında çeşitli bilgiler verdi. Umarım geniş ailemle beraber iyi vakit geçiririm. NBA'de lokavt olduğu için geldim, sonra yine geri döneceğim'' diye konuştu.


Deron Williams gibi bir yeteneği lokavt süresince de olsa canlı izlemek büyük şans olacak.İşte Williams'ın İstanbul'daki ilk kareleri.






Dirk Nowitzki Tarihe Geçti



Almanya'nın süperyıldız Dirk Nowitzki Nba'de rüya gibi bir sezon geçirdi.Dallas Mavericks'le müthiş bir sezon geçirip üstüne daha da müthiş bir play-off dönemi yaşayıp ilk şampiyonluğunu kazandı.Nowitzki Avrupa'da da milli formayla başarılara imza atıyor.

Nowitzki Almanya'nın 2.tura geçmesinde en büyük pay sahibi olan süperyıldız dün oynanan İspanya maçında önemli bir başarıya daha imza attı.Nowitzki dün attığı 19 sayıyla Avrupa Basketbol Şampiyonası' nın en skorer oyuncusu oldu.Nowitzki'nin 1.sıraya yerleşip efsane Yunan basketbolcu Gallis'i geçmesi için 56 sayıya ihtiyacı var.Bir sakatlık yaşanmazsa da Nowitzki büyük ihtimal bu turda ilk sıraya yerleşir.

Nowitzki'nin çok iyi bir oyuncu olduğunu biliyorduk ancak bu sene özellikle iyive geliştirdi kendini.Yıllardır zaten Almanya'yı sırtında taşıyan bir oyuncu.Müthiş bir yıldan sonra Milli Takımda da çok iyi bir yıl geçiriyor.Büyük ihtimal 2 veya 3. maçında geçecektir ve bu alanda da rekoru kıracaktır.

Kobe Bryant Twitter'a Göz Kırptı



Los Angeles Lakers'ın süperyıldızı Kobe Bryant dün gece itibariyle kısa süreliğine twitter hesabı açtı.Ancak Kobe daha hazır olmadığı gerekçesiyle 2 saat sonra hesabını kapattı.

@KobeBryant hesabıyla twitter'a gelen Bryant'ın kısa sürede tam 35 bin takipçisi oldu.Kobe Bryant ilk ve tek tweet'inde de "Can you hear me now?" (beni duyuyormusunuz?) yazdı.Kobe Bryant'ın daha sonra hesabını kapattığı bilgisi geldi.Kobe'nin twitter'ı tam olarak öğrenmeden buraya katılmaak istemediği durumu değerlendirip artılarını eksilerini iyice öğrendikten sonra twitter hesabı açabileceği söylendi.

Kobe Bryant'ın bu işte tek olmayacağı bir ekiple bu işi yürüteceği bilgisi de var.Baya önem veriyor gibi bu işe Bryant.Gasol,Artest(Metta World Peace),Andrew Bynum gibi takım arkadaşlarının da twitter hesabı var.Twitter hesabı açar mı bilinmez Kobe ama açarsa rekor sayıda follower'ı olabilir süperyıldızın.Bekleyip göreceğiz.

Alan Mathison Turing ve Apple'ın Isırılmış Elması Üzerine


Her sabah çalıştığım markette yaptığım ilk iş bilgisayarı açmak oluyor. Artık bilgisayar o kadar hayatımızın içine girdi ki, dükkanın mallarını dışarı çıkarmadan kepenkleri açmadan önce bilgisayarın açma tuşuna basıyorum ta ki çalışma saatim dolup eve gidene kadar. Fakat bunun için kime borçluyum bilmiyorum. Bilgisayarın ne tarihinden haberim var ne de çalışma mekanizmasından. Açma tuşu, siteleri gir-çık, oyun oyna ve başlat tuşundan bilgisayarı kapat. Bu belirttiğim konunun aksini yaptım dün ve bugün. Gene dükkanın kepenklerinden önce bilgisayarı açtım ama bu sefer teknolojinin tarihini de incelemeye karar verdim. Ve bu kararımda bilgisayar biliminin kurucusu sayılan Alan Turing ve Apple firması ile olan bağlantısını araştırmaya karar verdim.

Kimdir bu Turing denen adam, nerede yaşamıştır, ne işler çevirmiştir de bilgisayar biliminin kurucusu sayılır ? sorularını az biraz yanıtlamaya çalışıcağız. Alan Turing İngiliz ülkesi vatandaşıdır. Babasının işi gereği annesi ve babası Hindistan'da yaşamaktadırlar. Fakat annesi doğumu sırasında İngiltere gidip Alan'ı Londra'da 23 Haziran 1912'de dünyaya getirmiştir. Annesi doğumun sonrasında tekrar Hindistan'a gitmek durumundan kalmıştır. Fakat Alan ve abisi John çocukluk yıllarında İngiltere'de bir arkadaşlarında kalmışlar, yani çocukluk yıllarını ailesinden uzak kendi memleketlerinde geçirmişlerdir. Çocukluk yılları sona erdiği gün 6 yaşına basan Alan, ilkokul deneyimini yaşamıştır. Öğretmenleri daha ilk günden itibaren Alan'da ki farklılıkları gözlemlediler ve aynı yaşta olan arkadaşlarından daha zekalı olduğunu gördüler. Başarısı her gün kat be kat ilerliyor öğrenim durumu normal düzeydeki okullarda Alan'a yetersiz geliyordu. Daha pahalı olan okullarda daha iyi eğitimler almak istiyordu. Yaşadığı bölgenin en önemli ve en pahalı okuluna gitmek istedi. Fakat oraya gitmesi için 60 millik bir yolu gitmesi gerekiyordu. Yaklaşık 95 km yapıyor. Ve oraya gitmek için elindeki tek imkan kendi bisikletidir. Alan'ının okuma aşkını 95 km engelleyemiyor ve o yolu bisikleti ile gidiyordur. Matematik üzerine eğilimi olan Alan Einstain ve Newton'un ortaya attığı savları buluşları kitaplar yardımı olmadan anlayabiliyor kavrayabiliyordu. Okul yıllarında Christopher Morcom adlı kişi ile arkadaşlık kurmaya başladı. Fakat arkadaşı tüberküloz hastalığı yüzünden hayata gözlerini yumdu. Bu acı Alan'ının Allah'a olan inancını kaybettirdi ve ateist olamaya karar verdi. Artık dini bir inancı yoktu kendisini sadece bilime adamıştı.

Kendisini matematik bilimine adayan Alan Turing, Cambridge Trinity Koleji'nden burs hakkı elde edemedi. İkinci tercihi olan Cambridge Kings Kolej’ine gitmeye karar verdi. Bu kolejde üstün sınav notları ile bitirdi ve seçkin bir diplomayla okulunu bitirebildi. Ve öğretiminden sonra yazdığı tez ile kolejde akademik üye seçildi. Akademik yılıda geçmişini takip edercesine başarılarla dolu geçmeye devam etti. Birkaç farklı okulda çalıştıktan sonra Cambridge Üniversitesi'nde Ludwig Wittgenstein’ in matematik temelleriyle ilgili derslerine katıldı. Fakat derste sürekli bir zıtlaşma oldu ve tartışmalar eksik olmadı. Turing Cambridge'de ders almanın yanında devlet adına çalışmaya başladı. Tam olarak çalıştığı yer Hükümet Kod ve Şifre Okulu (GCCS). Fakat burada part-time olarak işte bulundu.


İkinci Dünya Savaşı başladığı zaman part-time işi tam zamanlı bir işe dönüştü ve savaş sırasında önemli kıdemlere yükseldi. Ortalığı savaş sırasında kasıp kavuran Alman birliklerinin şifrelerini kırma peşinde olan takımın liderleri oldu. Marian Rejeski, Jerzy Rozycki ve Henryk Zygalski tarafından geliştirilen şifre kırıcı kriptanaliz'in üstüne eklemelerde bulundu ve bunları savaş sırasında kullandı. Alman Enigma makinesi problemi üzerinde çalıştı ve GCCS’de kıdemli kod kırıcı Dilly Knox’la işbirliği yapmıştır. Bu bu işbirlikleri savaş sırasında da kullanılmıştır. Şifre kırıcılar işlerini yerine getiriyordu fakat Turing, yine birşeyler üretme peşine düştü ve şifre kırıcıların hızlarını etki edecek icatlar ortaya çıkartmaya başladı. Bu makineye Bombe adını verdi. Ve Bombe'yi üretmeye koyuldu.

Savaş bittikten sonra eski işine geri dönmeye karar verdi ve durağı Cambridge Üniversitesi oldu. Fakat Alan'ın yokluğunda onun yeri doldurulmuştu. Alan Turing de başka bir adrese gitmeye karar verdi ve yeni adresi Manchester Üniversitesi'ndeki bilgisayar laboratuvarında vekil yöneticiliğiydi. Ve burada istediğimiz konumuzun asıl anlatılmak istediğimiz yere geldi ve ilk bilgisayar yazılımını yazmaya odaklandı. Adı Manchester Mark 1 idi. Artık hayalini kurduklarını soyutluğa geçirmek istiyordu ve bunu da başarmak üzereydi. Yazılımlar yazmaya başladı. İlk yazılımlarından bir tanesi de satranç yazılımı idi. Fakat ortada bu yazılım için bilgisayar yoktu. Ve takvimler 1950 yılını gösteriyorken Turing yapay zeka fikrini ortaya attı. Bilgisayarın insanın sorularına cevap verebileceğini onları anlayabileceğini düşündü. Kendi tabiri ile insanla konuşmaya, diyalog kurmaya bilgisayarı kandıracaktı.


Alan Turing işlerinde çok iyi ilerliyordu. Bir devrim peşindeydi, devrimini yapmıştı ama daha da ilerletebilirdi. Fakat 1952 yılında Alan Murray adlı bir adam ile tanıştı. Birkaç gece bu arkadaşında kaldı. Fakat arkadaşı Alan Murray bir tanıdığını alarak Alan Turing'in evini soymaya karar verdi ve soygunu gerçekleştirdi. Bu soygun üzeri Turing polise şikayette bulundu ve suçlu olarak alan Murray yakalandı. Yakalanmadan sonra yapılan sorguda Alan Murray ile Alan Turing arasında ki ilişkinin sevgili boyutunda olduğu öğrenildi. O zamanlarda homoseksüel ilişki Birleşik Krallıkta suç sayılıyordu. Alan Turing suçunu itiraf etti, aslında düzeltmek gerekirse bunun bir suç olduğunu inkar ediyordu. İlişkisini gizlemekten çekinmedi. Mahkeme Turing'e teklifini sundu. Teklif psikolojik tedaviydi. Bu homoseksüel ilişkiden vazgeçirmesini sağlayacak bi tedaviyi yerine getirecekti. Ta ki bu ilişkiden soğuyana kadar. Hapishanede geçen günlerinden sonra hadım ettirilmeyi kabul etti ve hapishaneden çıktı. Fakat bütün edindiği rütbelerden ve kıdemlerinden oldu. İngiliz Hükümeti iş vermeyi kesti. Ayrıca Turing, Sovyet ajanları ile olan sorunları ile uğraşmaktaydı.

Takvimler 8 Haziran 1954'ü gösterirken hizmetçisi ne yazık ki Turing'i evinde ölü olarak buldu. Yatağının kenarında yarısı yenilmiş elma ile bulundu. Elmanın siyanüre batırıldığı iddia edilenler arasındaydı. Ve bu iddia kanıtlanmıştır. Fakat siyanürlü elmayı Turing kendi isteği ile mi yedi yoksa ona zorla mı yedirilmişti... Bilinmezlikler vardı ve bu bilinmezlikler o zamanlarda çözülemedi. Annesi bir deney sırasında kendisini yanlışlıkla öldürdüğünü iddia etmişti ama bu pek kimseye inandırıcı gelmemişti.

Ölümünden yaklaşık 55 yıl sonda İngiliz Krallık Başbakanı Gordon Brown, Alan Turing'ten özür diledi ve özür kampanyaları başlattı. Niye mi, çünkü dedeleri sadece homoseksüel bir ilişkisi olduğu için bir efsane adamı öldürmüşlerdi, o adam sayesinde bilgisayarı buldular ve o adam sayesinde İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya'ya karşı önemli bir zafer elde ettiler. Hep merak etmişimdir o koca süper güç Almanya nasıl yenildi diye. En azından lise de anlatılsaydılar bize Turing'in o Almanya'nın süper gücünü nasıl alt ettiğini, şifrelerini nasıl kırıp ordularını güçsüz ve savunmasız bıraktıklarını. Yaptığı işler belki yarım kaldı Turing'in ama yaptıkları ile efsane olmaya devam edilecek ve Allah'sız homoseksüel olarak değil, bilgisayar mucidi olarak hatırda kalması ümidiyle.


Başlıkta da sözünü ettim, konusu en sona kaldı. Evet Apple'ın yarım ısırılmış elma logosunu nereden geldiğini hiç merak etmemiştim. Diğer markaların amblemleri gibi. Fakat yaptığım bu mini araştırmada gördüm ki bu elma Turing'in yediği son lokma olan zehirli elmadan başkası değil. Isırılmış kısmı Turing ile gitti. Bize bıraktığı geri kalan elma ile onu anmak gerekiyor. Teşekkürler Turing her gün açtığım ve güzel vakit geçirdiğim bilgisayarı bulduğun için...Esen kalın efendim.

7 Eylül 2011 Çarşamba

Ron Artest Bu Kez Dans Pistinde



Nba'de lokavt sebebiyle birçok oyuncu basketbol oynamak için Avrupa'ya gidip veya basketbol oynayacağı aktivitelerde bulunurken bazı oyuncular da kafalarını basketboldan soyutlayıp başka şeylerle meşgul oluyor.Los Angeles Lakers'ın çılgın forveti Ron Artest gibi.

Artest "Dancing with the Stars" adlı televizyon programının yeni sezonunda yarışmacılardan birisi olacak.Ayrıca adını "Metta World Peace" yapmak için de başvuran Artest bu yarışma için çok iddalı.Artest'in çok yoğun ve hırsla çalıştığı söyleniyor.O da bu yarışmanın kendisine büyük fayda katacağı düşüncesinde.Yoğun çalışma dönemlerine basketboldan alışık olduğunu söyleyen Artest ayrıca dans etmenin de tıpkı basketbol gibi esneklik ve hız gerektirdiğini söyledi.

Artest gibi bir isimden beklenicek hareketler bunlar.Daha önce de bu yarışmayı spordan gelen isimlerin kazandığı biliniyor.Bakalım Artest ne gibi bir derece alacak.Ama şimdiden ilgi çekici bir yarışma olacağa benziyor.

Kaçan Fırsatlar ve Fransa Mağlubiyeti




Eurobasket'te 2.turun ilk gününde turnuvada yenilgisi bulunmayan Fransa'yla karşılaştık.Dün akşam futboldaki kötü oyundan sonra basketbol maçını daha da bir hevesle bekler oldum kendi adıma.2.tura çıkmayı garantiledikten sonra güzel oyunla gelen İspanya galibiyeti beklentileri yükseltmişti.Ne yazık ki öyle olmadı.Maçı kazanmak için birçok fırsatı cömertçe harcadık ve 68-64 mağlup olduk Fransa'ya.

Maça Ömer Onan ve Hidayet Türkoğlu'nun basketleriyle girdik ve bir anda farkı arttırdık ancak daha sonra Fransa'nın süperyıldızı Tony Parker devreye girdi.Parker hem asist hemde sayılarıyla Fransa'yı geri getirdi.Biz hücum ribauntlarında çok etkili olsak ta atletik Fransa karşısında uzun yan paslar yapınca onlar da top çalmalarıyla ribauntlardaki üstünlüğümüzü nötrledi.İlk çeyrek tam 7 top kaybı yaptı milli takımımız buna karşın ribauntlarda da 14-5  öndeydik.Çeyreği 14-12 önde geçtik.

2.çeyreğe iyi girdik ancak daha sonra Fransa'nın bir başka Nba oyuncusu Nicolas Batum devreye girdi.Savunmada top çalmalarıyla hızlı hücumlar yaratıp kolay sayılar buldu Batum ve Fransa kontrolü ele aldı.Ömer Aşık'ın kenara gelmesiyle ribauntlardaki üstünlüğümüzü de kaybedince skor bulmakta zorlandık.Böylece üstünlüğü ele alan Fransa Parker önderliğinde ilk yarıyı 31-27 önde geçti.



2.yarıya pota altından Noah'la sayılar bularak başlayan Fransa'ya Noah'ın Chicago'dan yedeği Ömer Aşık'la cevap verdik.Ersan da Ömer'e yardımcı olunca farkı 2'ye kadar indirdik.Ancak daha sonra savunmada gardımız düştü.Bunu da çok iyi değerlendiren Tony Parker önce sayılarıyla sonra da asistleriyle farkı açmasını sağladı Fransa'nın.Kahudi ve Gelabale'nin art arda üçlükleriyle fark çift hanelere çıktı ve son çeyreğe 57-44 Fransa üstünlüğüyle girildi.

Son çeyreğe de Fransa iyi başladı ancak ondan sonra nihayet hücumda top kaybı yapmayı bırakınca etkili olmaya başladık.Savunmada da alan savunmasına dönüp Fransa'yı şaşırtınca farkı azaltmaya başladık.Ancak bir türlü o kıvılcımı ateş haline dönüştüremedik.Çokça fırsat geldi halbuki elimize.Mesela savunmada top çalıp eksik yakaladığımız bir pozisyonun dönüşünde bomboş üçlükleri değerlendiremedik birçok kez veya Tony Parker'ın göz yaşı damlası denemesine müthiş bir blok koyan Ömer Aşık'tan gelen topta hızlı hücumda topu kaybettik.Buna rağmen Fransa öyle şaşırmıştı ki bir türlü o şoktan çıkamadılar.Tam bu anda da Ersan İlyasova devreye girdi.Önce müthiş bir blok yaptı Ersan daha sonra da basket faul yaptı.Üstüne bir muhteşem blok daha yaptı.Daha sonra Fransa topu oyuna sokarken hata yapınca 35 saniye kala 2 sayı gerideyken top bize geçti.Ancak ne yazık ki Orhun Ene bence çok hatalı bir şekilde o topu köşede Kerem Tunçeri'yle buluşturacak set çizdi.Kerem tüm turnuva boyunca şutlarda çok büyük sıkıntı çekti keza bu maçta da çok kötü oynuyordu.O köşede Kerem Tunçeri yerine mutlaka başka biri olmalıydı.Kerem de son topta köşeden bomboş üçlüğü kaçırınca umutlarımız tükendi.Bu maçta kaçırdığımız benim saydığım 6.bomboş üçlüktü.Parker'ın 2 de 2 attığı serbest atışlardan sonra Ender'le bomboş turnikeyi kaçırdık ancak hücum ribauntunu alan Emir çok zor pozisyonda üçlüğü yolladı ve farkı 7saniye kala 1'e indirdi.Parker bir kez daha 2'de 2 attı.Ancak biz mola dönüşü topu kenardan 5 saniyede sokamayınca maçı 68-64 kaybettik.



Çok üzücü bir mağlubiyet oldu.Maçı o kadar çok kazanma fırsatı elimize geçti ki bunları nasıl değerlendirmedik çok şaşırıyorum.Koçsal hatalar da oldu.Özellikle o topu Kerem'le buluşturmak ya da çok sıcakken o son topta topu Emir'e çıkartmak gibi ya da Ömer kenardayken Enes Kanter'in oyuna girmemesi gibi.Tabi mola dönüşü 5 saniyede topu oyuna sokamamak felaket.Ancak yine de hiç inanamadığım şaka gibi bir mağlubiyet oldu bu.Umarım bu mağlubiyetin altından çabuk kalkarız.

Türkiye Kupası Kuraları Çekildi



Basketbolda Spor Toto Türkiye Kupası kuraları çekildi buna göre gruplar aşağıdaki gibi oluştu.


A Grubu (Eskişehir) 9-10-11 Ekim Anadolu Üni. Spor Salonu
Banvit
Beşiktaş
Hacettepe Üniversitesi
Trabzonspor

Bu grupta bu sezon flaş isimlerle anlaşan Beşiktaş'ı favori olarak görüyorum.Ama son yılların başarılı ekiplerinden Banvit te grup 1.si olma şansına sahip.Hacettepe ve bu sezon kapanma noktasına kadar gelen Trabzonspor da grubun zayıf halkaları olarak gözüküyor.Beşiktaş-Banvit maçını alan grubu 1. bitirir.Tahminim Beşiktaş.
B Grubu (Erzurum) 6-7-8 Ekim Cemal Gürsel Spor Salonu

Fenerbahçe Ülker
Mersin BŞB
Olin Edirne
Tofaş

Son şampiyon kolay bir gruba düştü diyebiliriz.Pek zorlayacak bir takım çıkmaz.Olin Edirne seyircisiyle lige tat katan bir ekip ancak yine de Fenerbahçe Ülker kadro kalitesiyle bu grubu rahat bitirecektir.2.lik mücadelesi de Mersin'le Olin Edirne arasında geçer.Tahminim:Fenerbahçe.


C Grubu (İzmir) 9-10-11 Ekim Aliağa Enka Spor Salonu
Aliağa Petkim
Anadolu Efes
Pınar Karşıyaka
Türk Telekom


Kupanın açık ara en zorlu grubu.Anadolu Efes bu sezon için çok önemli yatırımlar yaptı çok önemli oyuncularla anlaştı.Takım kimyasını oturtabilecekler mi merak ediyorum.Buna uygun oyuncular aldılar.Ersan ve Vujacic gibi Nba'den isimler kattılar kadrolarına.Ancak Türk Telekom da bu sene basketbola büyük yatırımlar yaptı.Son olarak Mehmet Okur'u da transfer ettiler.Aldıkları yabancılarsa ligimizi iyi tanıyan ve çok önemli oyuncular.Ali Karadeniz nam-ı diyar Michael Wright'ta bu ligde sayı krallıkları olan bir oyuncu.Efes'i çok zorlayacaklardır.Karşıyaka da Chatman gibi çok önemli bir oyuncuyu kadrosuna kattı ama Furkan'ı kaybetmeleri kötü oldu.Aliağa da grubun zayıf halkası ama yine de galibiyet alabilirler..Tahminim:Anadolu Efes


D Grubu (Samsun) 6-7-8 Ekim Yaşar Doğu Spor Salonu
Antalya BŞB
Bandırma Kırmızı
Erdemir
Galatasaray

Son grupta ise çok dişli takımlar var.Heyecanlı maçlar izleyeceğiz.Son finalistlerden Galatasaray kadrosuna önemli oyuncularla güçlendirdi.Erdemir ve Antalya da iyi hamleler yaptı.Banvit Kırmızı'ysa grubun en zayıf halkası.Galatasaray iyi ve derin kadrosuyla grubu 1.bitirir ama Erdemir ve Antalya'da Sarı-kırmızılıları çok zorlayacaktır.Tahminim:Galatasaray

Mehmet Okur Türk Telekom'da



Beko Basketbol Ligi'nin iddalı ekiplerinden Türk Telekom Nba'de Utah Jazz forması giyen milli oyuncumuz Mehmet Okur'la lokavt bitene kadar anlaşma sağladı.

Çok önemli bir transfer gerçekten Ersan'dan sonra Memo da ligimize döndü.Türk Telekom bu sene çok önemli transferler yapmıştı gerçekten.Hidayet Türkoğlu ve Semih Erden'le de ilgilendiklerine dair dedikodular var.Memo transferi de bu sezon için ne kadar iddalı olduklarının göstergesi.Yanlız Mehmet Okur yaşadığı sakatlık problemlerini ne kadar atlattı basketbola ne kadar hazır orası soru işareti.Bileğinden ciddi bir sakatlık geçirmişti Memo daha sonra erken döndüğü için bir sakatlık daha geçirdi.Tam olarak hazır mı bilmiyorum ama elbet bu konuda testler yapılıcaktır kendisine.

Memo'nun nasıl bir oyuncu olduğunu anlatmaya gerek yok tabiki.Uzun yıllardır Nba'de oynayan All-Star bile olmuş önemli bir oyuncu.Telekom'un kadrosu çok zenginleşti gerçekten.Kambala-Wright-Memo gibi çok üst düzey ve farklı uzunlara sahipler.Memo da şutu olan dış oyuncu olarak çok iş yapar tabiki ligimizde.

Bu Sefer Tutmadı.. 0-0


2012 Avrupa Şampiyonası elemelerinde A Milli Futbol Takımımız gruptan çıkma yolunda önemli bir maçta deplasmanda Avusturya'yla geldi.Pek te etkili bir oyun oynayamadık buna rağmen 90.dakikada penaltı kazandık ancak Arda bunu değerlendiremedi.

Maçın genel bir özetinden ziyade kısa kısa notlar şeklinde maçı değerlendireceğim.Öncelikle tabiki seçimlerden başlamak istiyorum.Türkiye'de orta sahada Selçuk ve Yekta'dan başka oynayacak oyuncu yok mu merak ediyorum.Bu oyuncuların kadroda olmasına anlam veremezken ilk 11 oynayınca bir de otomatikman orta sahamız düşüyor.Hücuma destek gelmedi bu yüzden de etkili olamadık.Tabi Emre'nin Nuri'nin sakatlıkları Selçuk İnan'ın cezası da etkiledi bu tercihleri.Yine de en basitinden kadroda bile olmayan Necip Uysal'ın bu mevkide çok daha başarılı olabilceğini düşünüyorum.

Diğer bir konuysa savunmamızdaki müdahelelerdi.Egemen-Servet ikilisi iyi bir uyum yakalamış.Bu maçta kritik müdaheleler yaptılar.Ancak yine de araya atılan toplarda sorun yaşayabiliriz.Bu konuya mutlaka dikkat etmemiz lazım.

Bir başka konuysa henüz sistemi tam oturtamadık gibi.Bloklar arası boşluklar ve etkileşim çok fazla.Bu maçta da çok net gözüktü bunlar.Forvet hattını fazlasıyla yanlız bıraktık.Hele ki Arda'nın ilk yarı sağ taraftan güzel bir şekilde girdiğinde ceza sahasında ortaya çevirebileceği hiç kimsenin olmaması çok ilginçti.

Organize olmakta büyük sıkıntılarımız var.Bu maçta da rakibi bunaltacak bir baskı yapamadık.Paslaşmalarımız etkili değildi.Uzun zamandır ne yazıkki hiç iyi futbol oynadığımızı düşünmüyorum istisnalar hariç.Bu maçta da çok uzun bir süre kaleye şut atamadık isabetli.En organize atağımızda Sabri'nin ortasında Burak'ın kafasının direkten dönmesiydi.Sabri'nin de öyle kaç kez orta yapabileceğini düşünürsek sıkıntı verici bir durum.Özellikle ilk yarı hiçbir şekilde organize olamadık istediğimiz pasları yapamadık.

                         

Beni çok rahatsız eden bir başka konuysa takım bu kadar dökülürken üstüne bir de yorgunluk geldiği halde Guus Hiddink'in tek oyuncu değişikliğini maçın bitimine 10 saniye kala yapması.Yani neden böyle bir şey yaptı,yedek oyuncularımız da bir sıkıntı mı var dı,sürenin ve skorun farkında değil miydi yoksa başka bir maç mı izliyordu?Yani şu takımı canlandırmak için mutlaka bir hamle yapması lazımdı.Özellikle Gökhan Töre'yi hiç kullanmaması çok enteresan ve bir o kadar da kötü bir düşünce.Zaten maçtan sonra da kendisini istifaya davet edenlerin sayısı arttı.

Yine Hiddink'ten devam edelim.Maçtan sonra "1puandan memnunum." dedi.Yani tamam çok yüksekten uçtuğumuz oluyor beklenti olarak ama şu Avusturya maçına da 1puan için çıkıyorsak sıkıntı büyük.Hiddink hedefleri baya bir küçük tutmuş anlaşılan.Böylesi önemli bir maçta 3 puanı alıp iyice rahatlıyıp işi bitirecektik.Şimdi açık kapıyı bıraktık Belçika'ya.

Son olarak bugün hem şanslıydık ama hem de daha fazla şanssızdık diyebilirim.Öncelikle hiçbir şey oynamadığımız halde 2 topumuz direkten döndü.Bir şans anında ise bir anda Burak'la buluşturduk topu.O da kaleciden sıyrılırken yapılan hamleyle yerde kaldı ve hakem çok doğru bir kararla penaltıyı verdi 90.dakikada.Kötü bir günümüzde olmamıza rağmen yine de maç ayağımıza kadar gelmişti.Olmadı malesef..Arda'nın vuruşu kaleci Grünwald'ın ayaklarından döndü ve böylece 1puan aldık.

Aslında maçın hakkı beraberlikti.Çok kötü bir maç çıkardık ve son anda da belki de futbol tanrıları golü bulmamıza izin vermedi.Milli takımımız iyi top oynamıyor,pozisyona zor giriyor özellikle de deplasmanda.Pas yüzdemizin düşüklüğü de cabası.Hiddink'te bizler gibi izliyor bunu ne yazıkki.Kadro seçimlerinden itibaren bir revizyon şart elemeler bittikten sonra.İnşallah Avrupa Şampiyonası'na katılırız da bu kadar yaklaştıktan sonra bir büyük turnuvaya daha gitmemezlik yapmayız.

The Wire



Fazla dizi izleyen bir tip değilim. Tercihim daha çok filmlerden yana. Fakat son 1 senedir birkaç tane diziyi izlemeye başladım. Önceden Kurtlar Vadisi 'ni izlerdim ama onu saymıyorum. Neyse konumuz benim izlediğim eski dizilerden değil. 1. sezonunu yeni bitirdiğim The Wire adlı dizi hakkında 2 kelam etmek istiyorum. Hiçbir bilgim olmadan sadece İmdb'de aldığı 9.7 lik puana göre izlemeye karar verdim. Tamam, tamam kabul ediyorum afişindeki zencilerde beni izlemem karşı teşvik etti. 2002'de dizi çekilip yayınlandığı için çoğu kişi izlemiş olabilir. Ben izlemeyenlerin bir temsilcisi ve yol göstericisi olarak burada bu satırları dolduruyorum.

Dizi Amerika'nın Maryland eyaletinin Baltimore adlı şehrinde geçiyor. Bu şehir Amerika'nın en büyük 20. şehri imiş. Bizim konumuz uyuşturucu işin içinde olunca, Baltimore şehrinin kötü mahallelerinde geçiyor haliyle. Dizini konusu şimdilik polis,narkotik ve cinayet üzerine. Pek cinayet olmasa da arada cinayette işleniyor. Ee kirli para,uyuşturucu ve hayat kadınlarının bol olduğu bu kentlerde cinayette olmazsa olmazlardan bir tanesi oluyor ne yazık ki. İlerleyen bölümlerde iş biraz siyasileşecek ve devlet büyüklerine dokunacak, onları sıkıştıracak bölümler olduğu izlenimini hissettim ilk sezon olarak. İkinci sezonda kirli para miktarı büyüdükçe işe karışan kıdemli adam sayısı da artacaktır doğal olarak. Teknolojinin o zaman ki durumuyla bir suçlunun peşinden gitmenin ne derece zor olduğunu da dizini ilk sezon bölümlerinde rahatlıkla görebiliyoruz. Çağrı cihazları, telefon dinlemenin zorlukları vesaire. Fakat bu zorluklar dizinin daha bir izlenesi yapan faktörlerden bir tanesi. O polislerin bu zorluklara rağmen suçluları yakalama gayreti çabası... İlk sezonda sadece olaya polis tarafından da bakmamak gerek. O uyuşturucu satılan sokaklarda ki zorlukları , yaşam standartlarının ne denli zor olduğunu, özellikler satıcı olan o çocukların küçüklükten itibaren bu pislikle uğraşmak zorunda olduklarını gözler önüne seren bir dizi olarak gerçekten hem ders veren hemde sıkmadan bir polisiye dizisi yapan yapımcılara ve oyunculara teşekkür etmek isterim.



Dizini başrol oyuncularından kısaca bahsedelim. Öncelikler gözü kara polisimiz Dominic West dizide ki karakteri Bay McNulty, adam üstleri için tam bir baş belası ama işini bu denli seven bir polis az bulunur. Suçluyu takip ettirmesi için 8 yaşında ki çocuğunu kullanabilecek kadar gözü kara. İkinci başrol oyuncumuz Wood Harris, dizide ki karakteri Avon Barsdale, uyuşturucu ticaretinin Baltimore'da ki en yetkili ismi. Çetenin birinci adamı, bütün pislerin beyni ve inanılmaz derece de zeki bir adam (pis işler için ). Dizinin afişine layık olmuş Larry Gilliard, Jr. var sırada. Dizi karakteri D'Angelo. Bütün dizi bu adam üzerinden dönüyor. Avon'un yeğeni en sevdiği adamlardan bir tanesi ama bu işler için pekte iyi olmayan birisi. Fazla duygusal yapılan kötülüklere ve uğrunda işlenen cinayetlere minnet duyulması beklenirken o tersini düşünüyor ve bu işlerden uzaklaşma peşinde. Dizinin ağır toplarından bir tanesi, Lance Reddick. Dizi karakteri Teğmen Daniels, ilk başlarda biraz tutukluk yapsada McNulty sayesinde o da üstlerinin başını belaya sokan polis memurlarından bir tanesi olma yolunda. Bu dava için her şeyini ortaya koyacak bir polis memuru aynı zamanda. Son olarak bahsetmek istediğim bi bayan polis memurumuz var. Kendileri Sonja Sohn. Dizide ki karaketeri Memur Kima. Erkeklerle bir çok ortak noktası var. Gözü kara bir polis memuru. Davası için bir çok şeyden vazgeçmeye hazır iyi polislerden bir tanesi. Ortak bir noktası daha var o da erkekler gibi bayanlardan hoşlanması. Evet kendileri bir lezbiyen polis memuru. Ve son olarak bahsetmek istediğim adam Idris Elba. Uyuşturucu çetesinin 2. adamı. Avon Barksdale'nin sağ kolu. En önemli işlerin peşinden koşturuyor. Ayrıca bilgi danışmanlığını yapıyor. Dizideki karakteri Stringer. Şahsen çok karizma adam olarak görüyorum.



Filmde bahsetmek istediğim son bir dipnot daha var. İzlemek istediğiniz site size bunu belirtir ama ben burada söylemek istiyorum. Dizi biraz değil inanılmaz derece de küfür içeriyor. Tabi dizinin geçtiği mekanın şehirlerin ucra köşeleri olduğunu bildiğimiz için fazla bir şaşkınlık yaratmayacaktır. Fakat bir bölümde yaklaşık olarak 3-4 dakika da söylenen tek kelime f.ck oldu ve bu da baya bi kastı. Bu dip notu da dikkate almanızı tavsiye eder Baltimore'a da bekleriz efendim. Esen kalın...

Wozniacki'den Nadal'a Taş

Amerika Açık'ta zorlu maçlar oluyor gerçekten.Sporcuların çok zorlandığı maçlar oluyor.

Geçtiğimiz gün de Nalbandian'la yaptığı maçtan sonra dünyaca ünlü İspanyol raket Nadal'ın düzenlediği basın toplantısında bacağına kramp girdi.Koltuğa doğru geriye yaslanan Nadal acısının geçmesini bekledi.Daha sonra geçmeyince ışıklar kapatılıp doktorların müdahele etmesi istendi.Nadal 10 dakikalık bir aradan sonra bacağına çok acı verici kramp girdiğini ondan dolayı ara vermek zorunda kaldığını söyledi.

Bugünse Danimarkalı raket Caroline Wozniacki ise gülerek Nadal'ın taklidini yaptı.Nadal hayranlarından tepki alacağa benziyor ünlü raket.Hatta Nadal'ı hiç sevmememe rağmen ben bile yadırgadım.Gereksiz olmuş yani böyle dalga geçmesi.Bakalım Nadal cephesinden ne tepki gelecek?

Aşağıdaki videoların ilki Nadal'ın kramp olayı 2.si de Wozniacki'nin taklidi.



6 Eylül 2011 Salı

La Liga'da İsyan Kapıda mı?



La Liga'da son yıllarda artık lig tamamen Real Madrid ve Barcelona arasında geçmeye başladı.2 takım da diğerleriyle aradaki farkı fazlasıyla açtı ve rakiplerini artık çok rahat geçiyorlar hatta baya fark atıyorlar.Bunun en önemli sebeplerinden biri de ekonomik durum tabiki.

Bu 2 kulüp her yıl milyonlarca doları kasalarına koyuyorlar.Ayrıca buna ekstra olarak ta La Liga televizyon haklarının büyük bir kısmı bu 2 kulübün kasasına giriyor.Buna bağlı olarak bu yazımda da belirttiğim gibi birçok takım ekonomik problemler yaşıyor.Transferde hep kiralık ve serbest oyunculara yöneldiler.Hatta oyunculara yapılan ödemelerdeki sorunlar yüzünden ligi 1 hafta geç başlatacak grev bile oldu.Diğer takım başkanları da bu konudan hiç memnun olmadıklarını belli ettiler.Bu konudaki adaletsizliği kaldırmak üzere artık somut adımlar atılması gerektiği konuşuluyorduki gelecek hafta düzenlenecek olan toplantıya Real Madrid ve Barcelona başkanları hariç diğer tüm kulüplerin temsilcileri davet edildi.Sevilla başkanı Del Niro da ''La Liga'da Fransa devrimi gibi bir devrim olacak. Bakın, Fransa'yı yöneten krala ne oldu?'' diyerek kesin bir değişim olacağını belirtti.

Gerçekten yayın gelirleri konusunda büyük adaletsizlik var La Liga'da.Yayın geliri bir kulüp için çok önemli bir gelir kaynağıdır.Zaten fazlasıyla zengin olan kulüpler bu pastadan büyük payı alınca sonuç olarak 30 puan farkla 2 takım arasında geçen bir lig izliyoruz.Bu yüzden bu  değişimi son derece gerekli buluyorum.La Liga gibi üst düzey bir ligin 2 takım arasında geçen zevksiz bir lige dönüşmesini istemem.Eğer böyle bir düzenleme olmazsa aradaki uçurum iyice açılacak ve hatta bir isyan bile olabilir futbol anlamında.İnşallah adaletli bir düzenleme olur da eskisi gibi daha zevkli bir lig izleriz.

Deron Williams Geliyor



Senenin belki de en flaş transferi Deron Williams'ın Beşiktaş Cola Turka'yla anlaşması.Bu kadar üst düzey bir oyuncu ilk defa Avrupa'ya geliyor.Nba'den.Deron Williams All-Star olmuş ligin en elit oyuncularından birisi.

Deron Williams'ın kalitesini konuşmaya gerek yok ufak bilgi verelim kendisi hakkında.2005 draftında Utah Jazz tarafından 3.sırada seçilmişti Williams.Jerry Sloan'ın koçluğu artında her sezon yükselen bir performans sergiledi.Bu sezona Utah'ta başladı ancak koçla sorun yaşadığı dedikoduları sonrası takas yoluyla New Jersey'e geldi Deron ve 20.1 sayı 10.3 asist 4 ribaunt gibi etkiliyici istatistikler sergiledi.

Sezon bitiminde Nba'd lokavt olmasıyla bu sezonun başlaması bilinmeyen bir tarihe ertelenince Nba oyuncuları da bu sezonun boş geçmemesi için ufak ufak Avrupa'ya geçmeye başladı.Ancak asıl bomba Beşiktaş'tan geldi.Geçtiğimiz sezon Allen Iverson gibi bir süperstarı kadrosuna katan Beşiktaş lokavttan da faydalanıp Deron Williams'ı lokavt bitene kadar kadrosuna kattığını açıkladı.Asıl geçişler de bu transferden sonra olmaya başladı zaten.

Deron Williams gibi bir süperstarı kadrosuna katması tabiki taraftarlarını çok heyecanlandırdı Beşiktaş'ın.Lokavt bitene kadar da olsa onun gibi bir oyuncuyu canlı izleyebilecek olmak harika.Üstüne üstlük benim takımıma gelmesi de tabiki ekstradan bir keyif veriyor bana.Deron Williams komutasında Beşiktaş çok olumlu işler yapabilir.Deron Williams oynamak kadar oynatmayı da seven bir oyuncu.Bu yüzden bu sezon taraflı tarafsız dünyanın birçok yerinden takipçisi olacaktır Beşiktaş'ın.

Deron Williams daha önce Amerika'da sözleşmeyi imzalayıp formayı giymişti.Ancak o ve ailesi Türkiye'ye ilk kez yarın gelecek.Deron Williams ve ailesinin 17.10'da Atatürk Havalimanı'na gelmesi bekleniyor.Çok sayıda karşılayanı olacaktır mutlaka.Onun gelmesi bile büyük bir heyecan gerçekten.Bakalım Çarşı ona neler hazırlayacak.Yarın izleyip göreceğiz..

Toparlanan 12 Dev Adam ve İspanya Galibiyeti



Dünkü Polonya mağlubiyetinden sonra herkesin boynu düşmüştü.Umutlar tükenmek üzereydi.Belki de bavulları topluyordu oyuncularımız.İpler elimizde değildi ve gruptan çıkışımız zora düşmüştü.İspanya'da bizim gibi düşünmüş olacak ki Pau Gasol ve Fernandez'i dinlendirip bu formalite maçına dönüşen maçı kazasız belasız atlatmanın derdindeydi.

Ancak Britanya'nın gelen galibiyetiyle bir anda tüm planlar değişti.Formalite maçı olan bu maç bir anda 2.turun ilk maçına dönüştü 2 takım adınada.Ancak Pau Gasol'un oynamayacağı açıklandı.Yanlız tek sorun bu değildi.Ayrıca İspanya bir anda hiç konsantre olamadığı bir maç beklerken karşısında çok iyi konsantre olmak zorunda olduğu bir maç buldu.Biz ise beklenmedik bir rahatlama sonucu ekstra bir moralle bu maça çıktık.

Maça hücumda çok tutuk başladık.İspanya ise Marc Gasol önderliğinde sayılar buldu.Daha sonra forvet pozisyonundaki Ersan ve Hido'yla basketler bulduk ve tekrar dengeye geldi maç ama daha sonra Fernandez ve Calderon da Gasol'a yardımcı olunca İspanya farkı açtı.Hücumda da bocaladık bu dönemde ve ilk çeyrek 19-10 İspanya üstünlüğüyle bitti.

2.çeyrekte ise çok iyi bir turnuva geçiren Emir Preldzic devreye girdi ve art arda basketlerle farkı kapatmamızı sağladı.Karşılıklı basketlerle geçti maçın bu bölümü.Hido'nun basketiyle farkı erittik ancak son anlarda Calderon'un üçlüğüne engel olamadık ve devreye 38.35 İspanya üstünlüğüyle girildi.



2.yarıya Fernandez'in de devreye girmesiyle etkili başlayan taraf İspanya oldu.Farkı açtı İspanyollar ancak Preldzic bir kez daha devreye girdi ve farkı kapatmamızı sağladı.Ancak son dönemde devreye giren Felipe Reyes art arda sayılarla tekrar farkı açtı.Bu bölümde hücumda tıkanınca son çeyreğe 7 sayı geride girdik.

Son periyoda Felipe Reyes'in sayısıyla başladı İspanya.Ancak bu dakikadan sonra Ömer Aşık hem savunmada hem hücumda devreye girdi ve takımı ayağa kaldırdı.Ender Arslan da çok iyi yönetti takımı.Savunmada İspanya'yı durdurduk hücumda da Ömer ve Hido sayılar buldu.Ömer Onan'ın üçlüğüyle öne geçtik.Daha sonra yine süper savunmayla İspanya'yı durdurup ribauntları Ersan'la topladık.Son dakika içerisinde Hido'nun üçlüğü bu müthiş galibiyeti getirdi bize.

Gerçekten muhteşem bir son çeyrek oynadık.Polonya maçının psikolojik yıkıntısını kaldırıp diğer tura da 1 galibiyet taşıdık.Özellikle son çeyrek harika savunma yapıp İspanya gibi dünyanın en güçlü 2 takımından birisini sadece 2 sayıda tuttuk.Süper gerçekten.Bu maçta kritik anlarda takımı sırtlayan Preldzic ve Hido,son çeyrekte takımı sürükleyen Ömer ve Ender ayrıca ribauntlara müthiş konsantre bir Ersan süperdi.Turnuva şimdi bizim için başlıyor.Moral motivasyonumuzu tekrar kazandık.Bu savvunmamızı mutlaka devam ettirmemiz lazım.Haydi 12 Dev Adam kalplerimiz dualarımız sizinle.

5 Eylül 2011 Pazartesi

Büyüksün Britanya


Eurobasket 11'de gerçekten çok heyecanlı ve bizim için hayati önem taşıyan maçları geride bıraktık.Günü olabilecek en iyi şekilde kapattık gerçekten.

Öncelikle düne dönecek olursak belki de son yılların en kötü basketbollarından birini oynadık.Kafamız hiç Polonya'da değildi ve bu yüzdende sıkıntı yaşadık.Ancak tam farkı biraz olsun açarken hayatımda gördüğüm en garip kararlarla tüm ritmimiz bozuldu.Daha sonra yine de maçı kazanma şansımız oldu ancak felaket bir son hücum oynayarak maçı kaybettik ve uçurumun eşiğine geldik.Öyle ki Polonya Britanya'yı yendiği an daha ilk turdan turnuvaya havluyu atacaktık.
Bu yüzden bir anda gözler Büyük Britanya-Polonya maçına çevrildi.Bir anda Britanya'ya destek çoğaldı Türkiye'den.Gerek Twitter'dan gerekse Facebook'tan desteğini gösterdi herkes.Luol Deng'in twitter hesabına mesajlar yağdı.Hatta maç zamanında #saldirbuyukbritanya hashtag'i trending topic'e girdi.Britanya'lı oyuncularda kazanmak istediklerini belirttiler röportajlarında.

Maça da Britanya hızlı girdi ve farkı arttırdı ancak daha sonra Polonya'nın benchi devreye girdi ve farkı kapattılar.Karşılıklı basketlerle geçen 2.periyodun sonuna doğru dış atışlarda da sayı bulmaya başlayan Britanya farkı 8 sayıya kadar çıkarttı.Deng önderliğinde fizik avantajlarını iyi kullandılar.Polonya'yı da faul problemine soktular.

2.yarı farkı çift hanelere çıkaran Britanya karşısında Polonya Szewczyk'in basketleriyle farkı kapattı.Ancak pota altında Freeland'i çok iyi kullanan Britanya tekrar farkı arttırdı ancak periyodun bitimine doğru Polonya gizli silahını devreye soktu.Hakemler art arda çaldıkları garip düdüklerle yine Polonya'nın maçta kalmasını sağladılar ve öne geçti Polonya.Ancak son çeyreğe Deng ve Freeland'in basketleriyle giren Britanya tekrar kontrolü aldı.Farkı da arttırdı ancak Berisha'nın basketleriyle farkı kapattı Polonya.Ancak müthiş maç geçiren Freeland ve ardından da takımın lideri Deng devreye girdi ve müthiş bir heyecan sonrası Britanya 88-81 galip geldi.

Britanya adına Luol Deng 28 sayı 14 ribaunt 6 asist gibi süper bir performans ortaya koyarken saha içinden şut kaçırmayan Freeland ta 27 sayı 11 ribauntla Deng'e yardımcı olup Türk basketbolseverlerin gönlünde taht kurdu.Polonya'da ise Berisha'nın 19 sayı, 5 asist, 4 ribaundu ile Hrycaniuk ve Koszarek'in 15'er sayısı galibiyet için yeterli olmadı.

Bu sonuçla da Milli Takımımız 2.turu garantiledi.Maçtan sonra Luol Deng te Hido ve Ömer Aşık'tan Türk yemekleri istediğini söyledi.Bu süper maçtan sonra helal olsun aslana demekten başka birşey söylemek ayıp olur.Büyüksün Britanya sağ olasın.Artık bir reklam da lazım Britanya'ya."It's a team game ııııhhh aaaahh"

La Liga Transfer Gündemi


Dünyanın en çok izlenen liglerinden biri olan La Liga'da bu transfer gündemi yine yoğun geçti.Yine paralar havalarda uçuştu ve yine çok önemli oyuncular bu sezon İspanya'da mücadele edecek.La Liga bu sene daha da ilgimizi çekecek çünkü 3 milli futbolcumuz bu sezon La Liga'da mücadele edecek.İsterseniz şöyle bir klüplerin transferlerine bakıp bunları kısaca değerlendirelim.

Athletic Bilbao

Gelenler:
Mikel Orbegazo(serbest),Ander Herrera(7.5milyon euro)
Gidenler:Pablo Orbaiz(Olympiakos kiralık),Urko Vera,Ion Velez(serbest) ,Ustaritz(Betis kiralık),Galder Cerrajeira(Murcia kiralık)

A.Bilbao keskin transfer kuralları neticesinde küçük bir pazardan oyuncu alıyor ancak yine de yıllardır başarılı form grafiklerini devam ettiriyorlar.Çok takdir ettiğim bir takım.Bu sene de sadece 2 oyuncu aldılar.Avrupa Ligi'nde de mücadele edeceklerini düşünürsek kadroları biraz yetersiz kalabilir.Ancak Herrera transferi çok önemli.Zaragoza'dan gelen 22 yaşındaki oyuncu çok yetenekli gerçekten.Bu sezon takıma büyük güç katabilir.Sociedad'tan gelen genç Orbegozo da forvet hattında Llorente'ye yardımcı olabilir.

Sonuç olarak bakacak olursak Bilbao ekibi bu sezon da yine dişli ekiplerden birisi La Liga'da.Avrupa Ligi'nde ise gruplardan çıkar ama gerisi kadronun sakatlık ve yorgunluk durumuna bağlı.



Athletico Madrid:

Gelenler:
Arda Turan(12 milyon euro),Falcao(40 milyon euro),Gabi(3milyon euro),Ruben Michel(5milyon euro),Pizzi(8milyon euro),Diego(kiralık),Miranda(serbest),Tiago(serbest),Silvio(8milyon euro),Courtois(kiralık)

Gidenler:Sergio Agüero(Man.City 45 milyon euro),De Gea(Man.Utd 25 milyon euro),Tomas Ujfalusi(Galatasaray 2 milyon euro),Ellias(Sporting 8.85 milyon euro),Forlan(Inter 5 milyon euro),Balde,Valera(serbest),Raul Garcia(Sociedad kiralık),Fran Merida(Braga kiralık)

Athletico Madrid transfer sezonunun en aktif takımlarından birisiydi.Bizi de çok ilgilendiren bir transfer yaptılar.Öncelikle giden oyunculara bakarsak Agüero ve Forlan'ı yollayarak forvet hattını tamamen değiştirdiler.Agüero genç ve yetenekli bir oyuncuydu ancak şampiyonluk ve biraz da para sayesinde City'e gitti.Forlan'sa geçen sezon sakatlıklardan çok çekmişti ve istenilen performansı verememişti.Adı Beşiktaş ve Galatasaray'la da anılsa da o Eto'o nun yerine Inter'e gitti.De Gea ise dünyanın en önemli kalecilerinden biri yaşı da çok genç ancak Manchester'ın yüksek teklifi sonucu oraya gitti.Madrid ekibi onu arıyabilir.Ellias geçen sezon geldi ancak beklentileri karşılayamadı iyi bir ücrete gitti.Ujfalusi'nin gidişi ise bence çok etkilemeyecektir hele Miranda transferinden sonra.

Gelen oyunculara bakacak olursak tabiki Arda Turan transferi bizim için çok önemli.Arda'nın birkaç senedir yurt dışına transferi söz konusuydu sonunda muradına erdi ve rekor bir bonservisle Madrid'e gitti.Arda için iyi bir takım.Yeni bir kadro kuruluyor ve bu sistemde La Liga'da Arda önemli işler yapabilir.Yine astronomik bir bonsevis ücretiyle takıma katılan Falcao benim en çok sevdiğim oyunculardan.Hava toplarındaki hakimiyeti ve gol içgüdüsüyle Falcao bu sezon La Liga'ya damgasını vurabilir.Forlan ve Agüero'yu aratmayacaktır.Orta alana gelen Gabi'yse hücum organizasyonlarını başarıyla yapacaktır.Geçen sezon Avrupa Ligi'nde final oynayan Braga'nın 2 önemli parçası Silvio ve Pizzi de büyük güç katacaktır takıma.Transferin son günlerinde gelen Diego'da orta sahayla hücum arasında köprü görevini yapabilir ancak son birkaç senedir form olarak düşük.Fm oynayanların yakından tanıyacağı Miranda da çok önemli bir defans oyuncusu.Savunmaya güç katacaktır.

Athletico Madrid eğer sistemi oturtabilirse çok değerli parçalara sahipler.Son senelerde Barca-Real Madrid arasında geçen ligi değiştirmek için henüz erken ama ileri senelerde genç kadrosuyla Ath.Madrid şampiyonluğa oynayabilir.Bu senede Şampiyonlar Ligi'ne gitmeleri yüksek olasılık.



Barcelona:

Gelenler:
Alexis Sanchez;(26 milyon euro),Cesc Fabregas(29 milyon euro),Kiko(2 milyon euro)

Gidenler:Bojan(Roma 12 milyon euro),Ibrahimovic(Milan 24 milyon euro),Cacares(Sevilla 3 milyon euro),Jeffren(Sporting 5 milyon euro),Romeu(Chelsea 5.1 milyon euro),Hleb(Wolfsburg kiralık),Keirrison(Cruzeiro kiralık),Henrique(Palmeiras kiralık)Gabriel Milito(serbest)
Son yıllarda La Liga'yı domine eden Barcelona bu transfer döneminde az ama öz transferlerle dikkat çekti.Uzun zamandır kadrolarına katmak istedikleri Fabregas'ı en sonunda transfer ettiler.Fabregas orta sahaya büyük güç katacaktır.Zaten Barca alt yapısından çıktığı için de sisteme kolayca uyum sağlayacaktır nitekim çıktığı maçlarda da sanki yıllardır bu takımdaymış gibi bir performans sergiledi.8 senedir Arsenal'de alamadığı kupaları 2 haftada alması da onun adına mutluluk verici olmalı.Bir diğer flaş transfere geçersek Alexis Sanchez bu transfer döneminin gözdelerindendi ve tercihini Barcelona'dan yana kullandı.Sanchez'in müthiş bir bilek hakimiyeti var ayrıca çok güçlü.Sisteme uyum sağlayınca ilk 11'de kesinlikle yer alacaktır.Çok önemli bir transfer gerçekten.

Gidenlere bakarsak Barcelona Bojan ve Jeffren gibi genç oyuncularıyla yollarını ayırdı.Kopan maçlar ve rotasyon olan maçlar dışında forma giyemiyorlardı zaten.Cacares ve Milito'nun ayrılığı da etkilemeyecektir.Yanı kısacası güç kaybetmedi Katalan ekibi.

Barcelona yine bu sene de Real Madrid'le kıyasıya bir rekabete girecektir.Ayrıca Şampiyonlar Ligi için de en büyük adaylardan.Makine düzeniyle Katalanlar yine şampiyonluğun en büyük adaylarından.

Espanyol:

Gelenler:
Hector Moreno(4 milyon euro),Juan Albin(3 milyon euro),Adrian Luna(1.5 milyon euro),Romaric(kiralık),Pandiani(serbest),Marvin Zeegelaar(Serbest),Weiss(kiralık),Didac(kiralık)

Gidenler:Callejon(Real Madrid 5.5 milyon euro),Pablo Osvaldo(Roma 15 milyon euro),Luis Garcia(Zaragoza 1milyon euro),Javier Chica,Angel Garcia,David Garcia(serbest)
Espanyol La Liga'nın İBB'si diyebiliriz.Belki bir kademe üstü.Bu sene kadroya katılan oyunculardan Romaric Sevilla'da başarılı performansları olan bir oyuncuydu.Özellikle Callejon'un gidişiyle zayıflayan orta sahaya önemli bir takviye.Keza Albin de bu ligi bilen bir oyuncu.Moreno'da savunma açısından katkı verecektir mutlaka.
Takımdan ayrılan oyunculara bakarsak Callejon'u arıyacaklardır mutlaka.Orta sahada önemli oyunculardan birisiydi.Keza forvet hattında ise başarılı bir sezon geçiren Osvaldo'nun gidişi büyük kan kaybettirdi.Yani transfer döneminde güç kaybettiğini düşünüyorum Espanyol'un.

Bu sene de muhtemelen süpriz sonuçlara imza atabilirler.Orta sıralarda olacaklarını düşünüyorum Avrupa Ligi'ni zorlayabilirler.

Getafe:

Gelenler:
Daniel Guiza(serbest),Pablo Sarabia(3milyon euro),Pedro Leon,Tsepo Masilela,Ruben Perez,Michelangelo Albertazzi,Moya(Kiralık),Diego Castro,Mehdi Lacen,Juan Rodriguez,Alberto Lopo(Serbest)

Gidenler:Javier Arizmendi (Neuchatel Xamax kiralık),Mario Alves,Borja Fernandez(Serbest),Derek Boateng(Dnipro 6milyon euro),Daniel Parejo(Valencia 5milyon euro),Manu del Moral(Sevilla 4.5 milyon euro),Juan Albin(Espanyol 3 milyon euro)

Getafe bu sezon ekonomik nedenler nedeniyle kadrosunda değişikliğe gitti.Önemli oyuncular takımdan ayrıldı yerlerine ise kiralık ve serbest oyuncular tercih edildi.Gelenler arasında tanıdık bir isim Daniel Guiza var.Türkiye'de bir türlü bekleneni veremeyen Guiza bakalım İspanya'da neler yapacak.Kiralıklar arasında dikkat çeken Pedro Leon var.Leon da Real Madrid'te şans bulamayacağı düşünülerek kiralık verildi.O da kendini göstermek için savaşacaktır mutlaka.Serbest gelenlerden ise Castro ve Lopo bu ligi yakından tanıyan oyuncular.Katkı vermeleri olası.

Gidenlere bakarsak büyük kan kaybettiğini anlayabiliriz.Çok önemli oyuncularla yollarını ayırdılar.Giden her oyuncuyu arayacaklardır tahminim.

Sonuç olarak Getafe önemli oyuncularını kaybetti ve bu sezon düşme korkusunu yaşıycaklardır muhtemelen.Guiza lanetini de hesaba katarsak sıkıntıları büyük...

Granada:

Gelenler:
Dani Benitez,Odion Ighalo,Allan Nyom,Carlos Martins,Jorge Ribeiro,Julio Cesar,Jaime Romero,Franco Jara,Ikechukwu Uche(kiralık),David Cortes,Juanjo Serrano,Fabian Orellana,Toti,David Ferreiro,Noe Pamerrot(serbest), Pape Diakhate(4.5 milyon euro),Fran Rico(1milyon euro),Yohan Mollo(1milyon euro)

Gidenler:Pedro Barrancos (Cadiz kiralık), Kabiru Akinsola (Cadiz kiralık), Juanjo Serrano (Cadiz kiralık), Oscar Perez (Cadiz kiralık), Alex Cruz (CE Sabadell kiralık), Ruben Parraga (serbest), Toti (Cadiz kiralık), David Ferreiro (Cadiz kiralık), Juan Collantes (serbest), Goku (Burgos CF kiralık), Ikechi Anya ( Cadiz kiralık), Enrique Corrales (serbest), Jonathan Martin Golpe (kiralık), Jeison Murillo (Cadiz kiralık), Rafael Martinez (Montaneros CF kiralık), Aziz Tetteh (Montaneros CF kiralık), Fabian Orellana (Celta Vigo kiralık)

Lige bu sene yükselen Granada'nın çok enteresan bir transfer dosyası var.Udinese ve Benfica'dan birçok oyuncu kiralayan Granada birçok oyuncusunu da Cadiz'e kiraladı.Gelen oyunculara bakarak Granada'nın genç ve mücadeleci bir takım kurduğunu anlayabiliyoruz.Diakhate ve Uche'yse gelen en önemli oyuncular.

Bu sezon ilginç maçlar çıkaracaktır Granada ama düşme hattı sonuçları da onları yakından ilgilendirecektir muhtemelen.

Levante:

Gelenler:
Del Horno,Jose Javier Barkero, Pedro Lopez,Carlos Aranda,Javier Farinos,Nabil El Zhaar (serbest),Xavi Torres,Arouna Kone,Gustavo Cabral,Keylor Navas(kiralık),Felipe Caicedo(1milyon euro)

Gidenler:Manolo Reina (serbest), Cerra (Cordoba kiralık), Gorka Larrea (serbest), Felipe Caicedo (Lokomotiv Moskova 7.5 milyon)

Levante bu transfer döneminde olumlu işler yaptı gerçekten.Caicedo'yu 1 milyona alıp 7.5 milyona satmaları da bunun göstergesi zaten.Kone ve Del Horno gibi oyuncular da tecrübeli ve yetenekli oyuncular.El Zhar gibi genç oyuncular da kendilerini kanıtlamak istiyeceklerdir.

Ancak genel olarak bakacak olursak kadroları hala o kadar da güçlü değil.Alt sıralarda yer alabilirler büyük ihtimal.Ama yine de bu kadronun düşmesini beklemiyorum.



Malaga:

Gelenler:
Santi Cazorla(19 milyon euro),Martin Demichelis (3Milyon euro), Ruud van Nistelrooy (serbest), Joris Mathijsen (1m, Hamburg SV), Nacho Monreal (6milyon euro), Jeremy Toulalan (10milyon euro), Sergio Sanchez (2.8 milyon euro), Joaquin (4.2milyon euro), Isco (6milyon euro)

Gidenler:Javi Lopez, Edu Ramos, David Gonzalez, Manu Torres(serbest) Sandro Silva, Xavi Torres (kiralık), Rodrigo Galatto, Manolo Gaspar(serbest)

Futbolda son dönemlerde Arapların işe el atmasıyla astronomik paralar dönüyor.Buna son olarak yine Araplar tarafından satın alınan Malaga da katıldı.İspanya Ligi'ne de el attılar ve Malaga da hemen önemli transferlere başladı.Çok değerli oyuncular aldılar.Tecrübeli Van Nistelrooy zaten bu ligi çok iyi bilen bir oyuncu keza Joaquin,Cazorla gibi isimler de yıllardır burda.Savunmaya gelen Demichelis ve Mathijsen takviyeleri de yerinde.İkisi de hem tecrübeli hem de iyi savunmacılar.Sanchez de bu isimlerle forma savaşına girecek kadroya derinlik katacak bir oyuncu.Nacho da iyi bir sol bek gerçekten.Isco da genç yetenek olarak çıkış gösterdi ve Malaga'nın önemli transferlerinden birisi.Son olarak ta Toulalan gibi orta sahayı toparlayacak bir ismi kadrolarına katmış olmaları da çok iyi bir hamle.

Giden oyuncular pek etkilemeyecek Malaga'yı çünkü geniş bir kadro oldu ellerinde.Sistemi doğru oturtup oyuncular arasında uyum sağlarlarsa çok önemli bir tehdit olurlar bu sene olmasa bile önümüzdeki senelerde.Bu sene Avrupa Ligi'ne gideceklerini düşünüyorum.

Mallorca:

Gelenler:
Chico (kiralık) Juan Calatayud (kiralık), Pablo Caceres (Serbest), Gianna Zuiverloon(serbest), Tomer Hemed (serbest), Fernando Tissone (4milyon euro), Marvin Ogunjimi (serbest)

Gidenler:Ruben Gonzalez, German Lux, Enrique Corrales,Tomeu Nadal,Ayoze Diaz (serbest), Javi Castellano (UD Las Palmas kiralık), Sergi Enrich (kiralık), Ruben Gonzalez (serbest), Pierre Webo ( Eskişehirspor 1.25 milyon euro), Jonathan De Guzman (Villarreal 8milyon euro)

Mallorca da bu transfer döneminde değişikliklere gitti.Sampdoria'dan gelen Tissone orta sahaya güç katacaktır.Ondan De Guzman'ın yerini doldurması bekleniliyor muhtemelen.İngiltere'den gelen Zuiverloon da son senesinde pek maç yapmamış olsa da sağ bek olarak iyi bir katkı verebilir.Kaleci olarak gelen Calatayud ta yıllardır İspanya Ligi'nde oynayan bir kaleci.Tecrübesiyle katkı verecektir.

Gidenlere bakacak olursak ülkemize gelen Webo yıllardır Mallorca'da başarılı performanslar sergilemişti.Onun yokluğunu hissedebilirler.De Guzman da bu takımın önemli oyuncularından birisiydi.Giden oyuncuları arayacaklarını düşünüyorum.

Mallorca yine bu senede zor deplasmanlardan birisi olabilir.Orta sıralarda yer alacaklardır muhtemelen.

Osasuna

Gelenler:
Ibrahima Balde (serbest), Ruben Gonzalez (serbest), Jukka Raitala (kiralık), Fran Carnicer (serbest), Marc Bertran (serbest), Nino (serbest), Ruben Gonzalez (serbest), Raul Garcia (kiralık), Roland Lamah (1milyon euro)

Gidenler:Fernando Soriano,Carlos Aranda,Josetxo (serbest), Oier Sanjurjo (Celta Vigo kiralık), Nacho Zabal (loan, Numancia), Javier Camnuas (Villarreal 2.3 milyon euro), Nacho Monreal (Malaga 6milyon euro), Jokin Esparza (SD Huesca kiralık), Ruper (Elche kiralık), Walter Pandiani , Krisztian Vadocz (serbest)

Osasuna da bu transfer döneminde fazla para harcamayıp serbest ve kiralık oyunculara yöneldi.Athletico'dan gelen Raul Garcia en önemli takviye olarak gözüme çarptı.Forvet hattına gelen Lamah ta yırtıcı bir oyuncu.Yine Balde de bu tarz bir oyuncu.Ruben Gonzalez de daha önce Türk takımlarının gündemine gelmiş topu oyuna sokabilen bir savunma oyuncusu.

Gidenlerden Monreal'i arayacaklar.İyi ve genç bir oyuncuydu.Cammunas ta bu takımın önemli parçalarındandı.

Bu sene de zor bir deplasman olur ve orta sıralarda yer alır Osasuna büyük ihtimalle.

Racing Santander:

Gelenler:
Lautaro Acosta (kiralık), Cristian Stuani (kiralık), Alexandros Tziolis(serbest)Bernardo Espinosa (kiralık)

Gidenler:Ivan Bolado (kiralık), Fabio Coltorti,Ramon Arcaz (serbest)

Racing te yine transfer dönemini sessiz geçirenlerden.Kiralık oyuncuların özellikle Dos Santos'un ve Rosenberg'in gidişiyle büyük kan kaybettiler.Geçen sene kiralık olan Tziolis serbest kalıp Racing'e geri döndü.Takımı ve sistemi bilmesi yararlı olmasını sağlıyabilir.Acosta da katkı sağlayabilir takıma.

Ancak Racing'in bu sene küme düşmesini bekliyorum ben.Alt sıralarda yer alacaklardır.

Rayo Vallecano:

Gelenler:
Sueliton Pereira,Marco Torsiglieri, Alberto Perea, Michu,Roberto Trashorras,Mikel Labaka,Raul Tamudo (Serbest)

Gidenler:Yuma (serbest), Juan Quero (Cordoba CF,kiralık), Juli (Asteras Tripolis kiralık), David Aganzo(serbest) Coke(Sevilla 1.7 milyon euro)

Rayo Vallecano da birçok takım gibi serbest oyuncularla takviye etti kadrosunu.Ligi bilen tecrübeli oyuncular Tamudo hücuma Perea da savunmaya büyük güç katacaktır.Torsiglieri de yine tecrübesiyle orta sahayı toparalayacaktır.

Ancak bu transferlere rağmen Vallecano'nun kadrosu bana göre yetersiz.Düşme korkusunu yakından hissedicek takımlardan birisi.

Real Betis:

Gelenler:
Javier Matilla (1.2 milyon euro)Jefferson Montero (kiralık), Fabricio Agosto (serbest), Javier Chica (serbest), Mario Alvarez (serbest), Antonio Amaya (serbest), Ustaritz Aldekoaotalora (kiralık), Roque Santa Cruz (kiralık), Dusko Tosic (1milyon euro)

Gidenler:David Odonkor,Fran No,Israel (serbest), Achille Emana (Al-Hilal 4.5milyon euro), Antonio Sanchez (SD Huesca kiralık), Rodri (serbest), Arzu (Gimnastic de Tarragona kiralık), Ryan Harper (serbest)

Real Betis de transferin aktif takımlarındandı.Önemli isimleri kadrolarına kattılar.Tosic,Amaya ve Ustaritz gibi tecrübeli oyuncular savunma açısından çok önemli.Ayrıca forvet hattına da çok önemli bir isim geldi.Türk takımlarıyla da sıkça anılan Santa Cruz Betis için ter dökecek bu sezon.Gerçekten çok etkili bir golcü Santa Cruz ve çok büyük katkı sağlayacaktır.

Giden isimlere bakacak olursak yine Türk takımlarıyla çokça kez adı geçen Emana da yüksek ücret karşılığı Al Hilal'e gitti.Onun yokluğunu hissedecektir Betis çünkü orta sahada çok yönlü bir oyuncuydu.Odonkor'un gidişi de kanatlarını zayıflatacaktır Betis'in.

Santa Cruz önderliğinde Betis'in bu sezon iyi bir orta sıra takımı olmasını bekliyorum.Süpriz galibiyetlere imza atabilirler.



Real Madrid:

Gelenler:
Nuri Sahin (10milyon euro), Hamit Altintop (serbest), Jose Callejon (5.5milyon euro), Raphael Varane (10 Milyon euro), Fabio Coentrao (30 milyon euro)

Gidenler:Sergio Canales (Valencia kiralık), David Mateos (Real Zaragoza kiralık), Pablo Sarabia (Getafe 3milyon euro), Ezequiel Garay (Benfica 5.5.milyon euro), Juan Carlos Perez (Real Zaragoza 2.5milyon euro), Pedro Leon (Getafe kiralık), Fernando Gago (Roma 500 bin euro+kiralık), Royston Drenthe (Everton kiralık)

Şampiyonluğun büyük adaylarından Real Madrid  te aktif bir transfer dönemi geçirirken bizi çok yakından ilgilendirecek transferler yaptı.Milli futbolcularımız Nuri Şahin ve Hamit Altıntop artık Real Madrid forması giyecek.Özellikle Nuri Şahin'den çok şey bekliyordu Madrid taraftarı ne yazıkki Nuri geçirdiği sakatlıklar sonucu 1.5 ay kadar daha forma giyemeyecek.Hamit'in de kadroya derinlik katması açısından transfer edildiğini düşünüyorum.Diğer transferlere bakacak olursak sezon öncesi maçlarındanda anlaşılacağı üzere Coentrao çok çok faydalı bir oyuncu.Hem sol bek te hem de orta sahada mücadelesiyle çok katkı yapıyor.Callejon da orta sahaya derinlik katması beklenen isimlerden keza Varane de.

Gidenlere bakacak olursak Real Madrid'in pek te güç kaybettiğini söyleyemeyiz.Satılan oyuncular kadroda yer bulması beklenmeyen isimler kiralık verilenlerde genç oyuncular.

Real Madrid bu sezonda Barcelona'yla kıyasıya bir yarışa girecek.3 kulvarda da başarı istiyor Mourinho ve öğrencileri.Fanatik bir Madrid'li olmamın yanı sıra 3 Türk oyuncuyu da izlemek büyük keyif verecek.

Real Sociedad:

Gelenler:
Carlos Vela,McDonald Mariga (kiralık)

Gidenler:Francisco Sutil, Mikel Orbegozo,Diego Rivas, Mikel Labaka, Raul Tamudo (serbest), Borja Viguera (Gimnastic de Tarragona kiralık)

Sociedad transfer dönemini suskun geçirdi.En önemli transferleri kiralık olarak Arsenal'den gelen Vela.Forvet hattında yaratıcılığından çok şey bekleyecekler onun.

Giden oyuncular arasında Sutil gibi Tamudo gibi Rivas gibi önemli isimler olması kan kaybetmesine sebep oldu Sociedad'ın.Maddi sıkıntılar yüzünden bu haldeler.

Bu sezon küme düşmesini beklediğim bir başka takım da onlar.

Real Zaragoza:

Gelenler:
Edu Oriol (Serbest), Efrain Juarez, David Mateos (kiralık), Juan Carlos Perez (2.5milyon euro), Roberto Jimenez (8.6milyon euro), Fernando Meira (serbest), Pablo Barrera (kiralık), Luis Garcia (1milyon euro), Helder Postiga (
1milyon euro)

Gidenler:Gabi (Atletico Madrid 3milyon euro),Ikechukwu Uche (Villarreal 4milyon euro), Toni Doblas (Xerez kiralık)

Zaragoza da transfer döneminin etkin takımlarından biriydi.Daha önce Galatasaray'da oynamış Meira savunmaya yapılan önemli bir takviyeydi.Kaleye gelen Jimenez takviyesiyse gerçekten çok iyi.Her ne kadar ligin ilk maçında 6 gol yemiş olsa da Real Madrid'ten 7 tane net gol pozisyonuna geçit vermedi.Forvete de Postiga takviyesi yapıldı.Luis Garcia da yine bu ligi yakından tanıyan yaratıcı oyuncu olarak faydalı bir transfer.

Gidenlere bakarsak Gabi geçen sezon çok önemli bir katkı yapmıştı.Orta sahada beyin görevindeydi.Uche de yırtıcı ligi iyi bilen bir forvetti.Bu kayıplar can sıkabilir ama yerlerini alabilecek kapasitede oyuncular transfer ettiler.

Zaragoza iyi bir kadro kurdu bence.Avrupa Ligi'ni zorlayabilecek kapasitedeler.Real Madrid maçında bozguna uğradılar belki ama karşılarındaki takım da Real Madrid olduğundan mazur görebiliriz.Zaman ilerleyip transferler uyum sağladıkça daha da iyi oynayacaklardır.

Sevilla:

Gelenler:
Piotr Trochowski (serbest), Martin Caceres (3milyon euro), Coke (1.7milyon euro), Hiroshi Ibusuki (150 bin euro), Emir Spahic (2milyon euro), Manu del Moral (4.5milyon euro)

Gidenler:Renato, David Prieto (serbest), Lautaro Acosta (Racing Santander kiralık), Jose Carlos (AEK Athens kiralık), Cala (AEK Athens kiralık), Sergio Sanchez (Malaga 2.8 milyon euro), Diego Capel (Sporting Lisbon 4 milyon euro), Koffi Romaric (Espanyol kiralık), Arouna Kone,( Levante kiralık), Mouhamadou Dabo (Lyon 1milyon euro), Bernardo Espinosa (Racing Santander kiralık),Zokora(Trabzonspor)

Sevilla ilginç bir transfer dönemi geçirdi ve büyük bir temizlik yaptılar.Çok önemli oyuncularıyla yollarını ayırdılar.Özellikle Zokora'nın gidişi orta sahayı zayıflatacaktır keza Romaric'in de.Capel'in gidişi de hücumu zayıflatacaktır.

Gelen oyuncular arasında Cacares ve Coke hırçın ve genç savunmacılar.Kolay kart görebilen 2 isim.Ama burada daha çok Emir Spahic'in tecrübesine güvenecekler.Manu Del Moral en önemli takviye olarak göze çarpıyor.

Son olarak değerlendirmeye gelecek olursak kadronun uyum sağlaması lazım.Ancak bana göre bir güç kaybı yaşadılar.Ama yine de zorlu bir deplasman olup üst sıraları zorlayabilirler.Avrupa Ligi'ne gidecelerdir.

Valencia:

Gelenler:
Sergio Canales (kiralık), Cristiano Pereira (serbest), Diego Alves (3milyon euro), Daniel Parejo (5milyon euro), Pablo Piatti (8milyon euro), Anthony Lozano (serbest), Victor Ruiz (8milyon euro), Antonio Barragan (1.8milyon euro), Albert Dalmau (serbest)

Gidenler:Cesar Sanchez (serbest), Miguel Angel Moya (Getafe kiralık), Michel (kiralık), Asier del Horno, Nacho Gonzalez , David Navarro, Renan Brito, Stephen Sunday (serbest), Alejandro Dominguez (River Plate kiralık), Isco (Malaga 6milyon euro), Joaquin (Malaga 4.2 milyon euro), Manuel Fernandes (Beşiktaş 2milyon euro), Anthony Lozano (CD Alcoyano kiralık), Juan Mata (Chelsea 26.7 milyon euro)

Valencia da bu transfer döneminin etkin takımlarındandı.Kadroya katılan isimlerden Piatti geçen sezon Almeira ile başarılı bir sezon geçirmişti.Ruiz ise genç ve yetenekli bir savunmacı.Canales te benim takip ettiğim oyunculardan.Çok yetenekli bir oyuncu.Keza Parejo da genç ve yetenekli bir oyuncu.

Giden oyunculara bakarsak Mata göze çarpıyor.Valencia sonunda Chelsea'den gelen yüksek bonservisi kabul etti ve genç yıldızının transferine onay verdi.En büyük eksiklik bu gibi gözüküyor.Ayrıca Isco ve Joaquin'in de Malaga'ya gitmesi kan kaybı yarattı.

Valencia da eğer parçalar arası uyum sağlanırsa geçen sezonki performanslarının bir benzerini bekliyorum onlardan.

Villareal:

Gelenler:
Cristian Zapata (7milyon euro), Javier Camunas (2.3 milyon euro), Florian Lejeune (1milyon euro), Edu Ramos,Cesar Sanchez (serbest), Ikechukwu Uche (4.6 milyon euro), Jonathan De Guzman (8milyon euro)

Gidenler:Salva Perez (Cartagena kiralık), Ivan Marcano (Olympiakos kiralık), Jefferson Montero (Real Betis kiralık), Robert Flores,Jozy Altidore,Cristobal Marquez, Joan Capdevila,Natxo Insa (serbest), Santi Cazorla (Malaga 19milyon euro), Javier Matilla (Real Betis 1.2milyon euro), Ikechukwu Uche (Granada kiralık)

Villareal bu transfer döneminde yüksek paralar harcadı.Özellikle savunmaya gelen Zapata ve orta sahaya gelen De Guzman önemli transferler.İkisi de takıma büyük katkı yapacaklardır.Uche ise kiralık verildi bir sene pişmesi için en azından.

Giden isimlere bakarsak Capdevilla ve Cazorla gibi banko oyuncuların gidişi sorun yaratabilir onlara.Özellikle Cazorla'yı arayacaklardır hücumda.

Villareal her ne kadar sezona Barcelona karşısında ağır bir mağlubiyetle başlasada hem sezonun başı hem de rakibin Barcelona olması nedeniyle mazur görüllebilir.Onlar da bu sene Şampiyonlar Ligi'ni zorlayacaklardır.

Sercan Yıldırım Galatasaray'da



Bundan 1-2 yıla kadar milleti peşinden koşturan, transfer edilmesi için büyük meblağlar ödenmek zorunda kalınması gerekilen yetenekli futbolcu Sercan Yıldırım sadece 3 Milyon Euro karşılığında Galatasaray'a transef olmuş durumda. Çok acayip.

Bursaspor elindeki yetenekli Türk oyuncuları teker teker elinden çıkarmaya başladı. Ligin başlamasına 1 hafta kala bir revizyona girildi! Bu da çok acayip. Sanırım bunda Avrupa'da olmamanın etkisi büyük amma ve lakin sezonun başlamasına 1 hafta kala ne transferlerden verim alınılır ne de yapılanmadan. He Bursaspor yönetimi gelecek yılları düşünüyoruz diyorsa o da ayrı bi tartışma konusu. Gelecek yıllarını, alt yapından çıkan önemli yetenekli futbolcuları bi hiç uğruna saatarak mı kuruyorsun diye sorarlar adama. Bu denli ucuza Volkan ve Sercan'ın verilmesi şaşırtıcı geldi kendi adıma. Kafiyeli cümleler de kurdurdular benim gibi şiirden anlamayan bir adama :)Neyse konuyu dağıtmayalım devam edelim, tamam Sercan Yıldırım'da özellikle bu yıl inanılmaz bi düşüş ve perfromansında gerileme var ama bu adam daha 21 yaşında. Bu kadar basit bi şekilde oyuncudan pes edilmemesi gerekiliyor.


Galatasaray adına bahsetmek gerekirse bence olumlu bi transfer olucaktır, hatta dahada ilerletip baya olumlu bir transfer olucaktır. Özellikle kenarda Fatih Terim gibi önemli bir isim oturduktan sonra. Sercan'ın gelişimi, futbola bakış açısı gelişicektir tabi bunda kendisinin de isteğine bağlı. Galatasaray Sercan için büyük bir şanstır. Bu sezon Avrupa'da olmadıklarını düşünürsek lige inanılmaz bi ağırlık koyacaklardır ve ligin pek havası olmadığı şu dönemlerde önemli bi başarı elde edebilirler.

Velhasıl söylemeden geçmek istemiyorum umarım bu transfer politikası Ertuğrul Hocanın başını yakmaz. Çünkü sezona 1 hafta kala yapılan transferlerle başarı elde edilmesi güç. Alınan futbolcuya göre de değişir tabi bu durum. 5 hafta olumsuz sonuçlar alınınca istifamı verdim diye umarım basın mensuplarının karşısına çıkmaz. Galatasaray'ı tebrik ediyorum. İleriki yıllar için önemli bir transfer. Tutmazsa da 3 Milyon Euro fazla üzmez Galatasaray gibi büyük bir takımı. Beşiktaş'ımın da aynı paraya Alves'in bonservisinin %50 sini satın alsın. Hayırlı işler olsun.

Tatil Bitti

Sınavların ve yaz tatilinin girdiği uzun bir aradan sonra sezonun başlamasıyla biz de blogu tekrar aktifleştirmeye karar verdik.Bugün itibariyle tekrar yazılarımızla sizlerle birlikte olacağız.Her türlü konuda yine bir şeyler karalıyacağız.Herkesi bekleriz efendim.

4 Eylül 2011 Pazar

Uçtu Kuşum !




Usta oyuncu Adile Naşit'in ''Ah Nerede'' adlı filmindeki efsane cümlesi ile yazıma başlıyorum. Yalnız bizim konumuzda uçan kuş Tarık Akan (Ferit) değil ne yazık ki , bizim kuşumuz 2005'ten beri her sene ülkemizde düzenlenen Formula 1 yarışı.

Uzunca bir müddettir muallakta olan Formula 1 konusu nihayet sonuca ulaştı. Ama istediğimiz , görmeyi arzuladığımız bir sonuçla değil. 2005'den beri Formula 1'e her yıl ev sahipliği yaptık ve pistin özellikleri itibari ile zevkli yarışlar çıkarttık. İlk yarışı Kimi Raikkonen'in alması benim açımdan daha da bir zevkle izlemem vesile oldu. Yalnız F1 yönetiminin tek istediği yarışların zevkli olması değildi. Ortada inanılmaz paralar dönüyordu bu paraların çıktığı en önemli dallardan bir tanesi de yarış takviminde olan pistlerden alınan yıllık ücretlerdi. Ve bu ücretler her geçen gün rekabet ile artmaktadır. Takvime yeni katılan ülkeler ile beraber yarış takviminde olan pist sayısı 20'lere geldi. 2014'te Rusya'nın da yarış takvimine girmesi ile pistler adına rekabet daha da artmaktadır. Ee bu saatten sonra Sayın Ecclestone, Türk yöneticilerine lütfen yarış takviminde kalın paranızın üstünü ben tamamlarım demeyeceğine göre bizi kapının yolunu güzelce gösterdiler. Bizden istenilen ücret 26 Milyon Amerikan Doları. Peki Takvime yeni katılan Singapur'un Rusya'nın ödediği ücret ne kadar. 40-50 Milyon Amerikan Doları. Asıl en can alıcı noktaya geliyoruz. Takvime girmek için 50 Milyon Amerikan Dolarını gözden çıkaran ülkeler varken biz ne yapıyoruz Sayın Ecclestone'na 13 Milyon Amerikan Doları ve 100 bin seyirci teklif ediyoruz. Bir de seyirci problemimiz vardı o daha da bir yazı konusu neyse o konuya şimdi girmeyelim. Bizim Ecclestone'na 50 Milyon Amerikan Doları gibi teklifler gelirken bizim 13 Milyonluk teklifimizi kabul etmesini beklemek hayalcilik olurdu. Öyle de yaptık hayal ettik, ümit ettik kararı bekledik. Verilmesi gereken karar verildi.

Yarış takvimine girmek için nice zorluklar atlattık ve girmeyi de başardık. Bunu başaranlar nasıl tebrik edildiyse şimdi kaybedilmesinde de sorumlu bu yöneticiler eleştirileri sonuna kadar haketmişlerdir. Yarış takviminden çıkarılan pistlerin geri dönüş yollarının çok zor olduğunu okudum birkaç yerde. Bunun ilk adımını da Ecclestone'nın ticari haklarını elinde tuttuğu İstanbul Park'tan elini ayağını çektiği haberidir. Ecclestone'da ümidi kaybetti Türkiye adına. Geçmişler ola.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Geri Dönüş



Blog'a tekrar geri dönme kararı aldım. Uzun zamandır yazı yazmıyorum, bırakın yazı yazmayı internete girecek vakit bulamıyordum. Okulumu bitirdikten sonra staj işleri ve turistik bi kentte günde yaklaşık 12-13 saat çalışmaktan kendime doğru belli vakit ayıramadım. Şimdi bir tanıdık sayesinde bulduğum iş ile internete geri dönebilme imkanı buldum aynı zamanda blog da geri dönebildim. Elimden geldiğince tekrar güncel tutmaya çalışıcağız her türlü konuda. Yaz tatili bitmiştir.

not: Resimdeki adamda blog yazarken ki halim ona göre :)